okuma-yazma

Türk toplumunun millî birlik ve beraberlik içerisinde yaşaması, sosyal ve kültürel alanda kalkınmayı hızlandırması ve en önemlisi milletimizin karakteristik özelliklerini gelecek nesillere sağlıklı bir biçimde aktarması için gerekli dinamiklerden biri, belki de en önemlisi dildir. Hâl böyle olunca her millet kendi dilini en iyi biçimde öğrenmeye/öğretmeye çalışmakta, bu konu üzerine hassasiyetle eğilmektedirler. Yurdumuzda ise, genel anlamda kişiler ve kuruluşların böyle bir hassasiyet içerisinde bulunmaları şöyle dursun, sıradan konuşmalarında ve iş yerlerinde Türkçe kelimeler yerine yabancı dilden alınmış kelimeler kullanmayı tercih etmeleri artık şaşılmayacak bir durum hâline gelmiştir. Öyle ki, şehirlerimizin işlek caddelerine baktığımızda asılı tabelalardan oranın yabancı bir ülkenin mahallî olduğu izlenimini oluşmakta, cadde ve sokaktaki insanlarımızın konuşmalarından Türkçe’yi doğru-dürüst ifade edemedikleri görülmektedir.

İlköğretim, ortaöğretim bir yana, yükseköğretimden geçen gençlerimizin büyük çoğunluğu da düşündüklerini, duyduklarını, tasarladıklarını derli toplu bir biçimde dile getiremiyorlar. Anadillerini doğru ve yanlışsız kullanamıyorlar. Ana ve babaların, öğretmenlerin gazetelere, dergilere yansıyan yakınmaları; bu konu üzerinde yapılan araştırmalar bunu doğruluyor (1). Konumuzla ilgili olması ve bu yakınmalara çarpıcı bir örnek teşkil etmesinden dolayı bir gazeteden aktardığımız şu satırları aktarmakta yarar görüyoruz.

Bakın M.Helimoğlu Yavuz ne diyor:“Karşımda çeşitli fakültelerin iletişim, seramik, hemşirelik, psikoloji, yabancı diller, matematik, edebiyat, müzik, sosyoloji, sanat tarihi… vb. bölümlerini bitirmiş bir amfi dolusu insan oturuyor. Bunlar ilkokul öğretmeni olmak için ilköğretim sertifikası programı, formasyon kurslarına katılan insanlarımız. Benden de “Türkçe Öğretimi” dersini alıyorlar. Konuyla hemen hiç ilgileri yok, ağızlarında sakız, sıralara yayılmışlar. Yalnızca ellerinde bir sertifika bulunsun istiyorlar. Yine çoğunun öğrenmek gibi bir amacı yok. Çoğu ise derslere bile devam etmeden, yalnızca sınavlara girerek bu belgeyi almak, ama mutlaka bir şekilde “almak” istiyor. Ne yazık ki çoğu düzgün okuma-yazma becerisine bile sahip değiller. Ayrıca iyi yetişmiş bir öğretmende aranan ve olmazsa olmaz olan-ama ne yazık ki oluyor- alan bilgilerini bilemem ama genel kültürleri ve yaşam görgüleri olmadığı ortada (2).” Türkçe’yi öğretecek öğretmen adaylarının mesleklerine başlamadan önce sergiledikleri bu tavırlar, gözlenen ilgisizlikleri dilimiz açısından iyi bir durum olmasa gerektirir.

Bu durum karşısında her vatandaşımızın ve bilhassa kültür, sanat, edebiyat… vb. alanlarda emek verenlerin daha duyarlı hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Julia Marshall dilimize de çevrilen çalışmasının “Anadili Öğretiminin Amaçları” bölümünde dört beceri (okuma-dinleme-konuşma-yazma) nin önemi üzerinde durmakta ve okuma ile yazmayı bu beceriler içerisinde farklı bir konumda ele almaktadır. Şöyle ki:“Anlama, konuşma, yazma ve okuma olarak dört yeteneğe verilen önem üzerine yapılan bir soruşturma aşağıdaki derecelendirme düzenini oluşturmuştur.

1. Yazılı anlatım,

2.Okuma,

3.Sözlü anlatım,

4. İşitme yoluyla kavrayış.

Okuma ve özellikle yazı elbette ki bu düzeyde geliştirilmesi en önemli olan becerilerdir(3).

Burada en önemli görev ilköğretim 1. sınıfı okutan öğretmenlere düşmektedir. Peki bu durumda öğretmen ne yapacaktır?Her şeyden önce 1. sınıfı okutan öğretmen bu işin bilincinde olmalı ve çalışmalarını sistemli, plânlı ve programlı yapmalıdır. “Eğitim ve öğretim plânlı, programlı ve geliştirici bir çalışmadır. Amaçlarına en kısa yoldan ve verimli bir biçimde ulaşan eğitimciler çalışmalarını daima gelişmeyi öngörerek dikkatle plânlayanlardır (4).” Program ise; “Belli bir konuya ilişkin olarak çalışma yolunu veya biçimini gösteren plân, ileride yapılacak işlerin sırasını ve kapsamını gösteren belge(5)” olarak tanımlanır. İlköğretimde görev alacak olan bir öğretmen adayının Türkçe dersinin işlenişi ve kavratılması ile ilgili çalışmaları bilmesinin yanında; ilköğretim 1. sınıfta İlkokuma-yazma etkinlikleri hakkında bilgili olması ve kendine güvenmesi başarısını doğrudan etkileyecektir. Bu nedenle, 1. sınıfı okutma durumunda kalacak öğretmen adayının ilkokuma-yazma çalışmalarında takip edeceği metot ve bu metotla ilgili uygulanmaların bilgisine sahip olması lüzumludur.

İLKOKUMA-YAZMA

İlkokuma-yazma öğretimi, önemli bir eğitim etkinliğidir. Bu etkinlik gerek ilkokulda gerekse daha sonraki öğrenim hayatında öğrenciye lüzumlu olacak, hatta sadece Türkçe dersinde değil diğer derslerde de başarısına yön verecek kuvvetli bir eğitim etkinliğidir. Doğru ve hızlı okuyan, okuduğunu yerli yerince yorumlayan, sözlü ve yazılı anlatımı iyi yapabilen öğrencilerin bütün okul hayatında başarılı olacağı muhakkaktır. İlkokuma öğretiminin başarılı sonuçlanmasında öğretmenin rolü büyüktür. Kendini yeni bir çevre, yeni bir topluluk içerisinde bulan öğrencinin bu ortama alışmasında öğretmenin yaklaşımı çok önemlidir. Öğretmenin, mesleğini seven, insan ve çocuk sevgisine sahip, sabırlı, hoşgörülü, kendisini sevdirmesini bilen; okuyup araştırarak meslek ve genel kültür düzeyini artırıcı bir anlayışta olmalıdır.

Okula henüz başlayan öğrenciler arasında ilgisiz ve isteksiz olanlar olacaktır. Burada öğretmen olumlu teşviki becerebilmelidir. Bu tutumu ile sınıfın bütün fertlerini faal duruma getirebilir. Öğrenciler arasında olumsuz yönde ayırım yapmaktan kaçınması ile birlikte çocukların öğrenme ve gelişmelerine yardımcı olacak elverişli bir öğrenme ortamı hazırlamalıdır. Bunun için; ilgi uyandırma, motivasyon, zamanında takdir ve daha iyiye teşvik… gibi girişimlerinin yanında; telaşa kapılmadan, öğrencileri zorlayan ve onları endişe ve üzüntüye sevk edecek davranışlarda bulunmadan öğretim etkinliğine devam etmelidir.

Öğretmen bu ve buna benzer etkinlikleri niçin yapar? İlkokuma-yazma öğretiminin amacı, 1. sınıf öğrencisinin psikolojisine uygun yollarla, gerekli metot ve materyalleri kullanarak çocuğun yaşamı boyunca kullanacağı okuma ve yazmanın temel becerilerini kazandırmaktır. Bu ise, işlek, doğru, anlamlı ve eleştirici bir bakışla okuma-yazma etkinliklerini doğurmalıdır.

Okula yeni gelen çocukların okuma-yazma etkinliğinde bulunabilmeleri için duygusal olgunluk ile fizikî beceriler bakımından belli bir dönem ilgilenilmesi gerekebilir.

HANGİ METOT KULLANILMALIDIR?

Okuma-yazma öğretimi konusunda şimdiye kadar birkaç metodun denendiği ve son olarak çözümleme metodunda karar kılındığı ve uzun zamandan beri bu metodun uygulandığı görülmektedir. Çözümleme metoduna geçmeden önce diğer ülkelerdeki uygulamalara göz gezdirelim. “Batı Avrupa ve Amerika’da 1945’li yıllara kadar tartışmasız doğru olarak kabul edilen, 1945 yılından 1960’lı yılların başlarına kadar olan dönemde cümle metodundan şüphelenilmeye başlanmış ve daha sonra ilkokuma-yazma öğretiminde başka metotlar uygulama alanına aktarılmıştır. 1965’den sonra çözümleme metodu da denilen cümle metodu yerini başka metot veya metot varyanslarına bırakmıştır (6).”

Çözümleme yönteminin dış dünyadaki durumunu eğitimci Süleyman Çelenk yapmış olduğu alıntılarla şu şekilde aktarmaktadır:“Ülkemize batıdan aktarılan çözümleme yöntemi, batı ülkelerinde ilkokuma-yazma öğretiminin biricik yolu olarak ele alınmamaktadır. Nitekim Almanya’da Almanca dersi programı, ilkokuma ve yazma öğretiminde kullanılacak yöntemin seçimini öğretmene bırakmıştır. Fransa literatüründe farklı yöntemlere göre okuma-yazma öğretimi materyallerine rastlanılmaktadır (7).”

Hamburg eyaleti (1973) programında okuma öğretimi, çözümleme (kelime ve cümlelerden hareket eden), bireşim(harf ve seslerden hareket eden) veya çözümleme-bireşim, yani karma (kelime ve harflerden hareket eden) öğretim metotlarıyla yapılabilir. Okuma öğretiminde nihaî kararı öğretmen verir. Görüldüğü gibi ilkokuma-yazma öğretiminde bir tek metodun tercihi söz konusu değildir, bir metot çoğulculuğu söz konusudur ve tercih öğretmene bırakılmıştır (8).

Ülkemizde ise değişik metotların kullanılmasından sonra çözümleme metodu, Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulunun 22.09.1981 tarih ve 172 sayılı kararıyla kabul edilen ve 26.10.1981 gün ve 2098 sayılı T.Dergisinde yayınlanan Temel Eğitim Okulları Türkçe Programında belirtildiği üzere okullarımızda tek geçerli metot olarak kabul edilmiş ve halen de uygulaması devam etmektedir. Bu konu ile ilgili programda şu ifadelere yer verilmiştir. “İlkokuma-yazmaya öğrencilerin anlayabileceği kısa cümlelerle başlamalıdır. Zamanla bu cümleler kelimelere, kelimeler hecelere bölünmelidir. Daha sonra hecenin içindeki harflerin sesleri sezdirilmeye çalışılmalıdır. Bu çözümlemeler sonunda elde edilen kelime, hece ve sezilen harflerle yeni yeni cümle ve kelimeler kurulmalıdır. Cümlelerin, kelimelerin ve hecelerin bölünmesini kolaylaştırmak için öğretmen aynı kelimeleri içine alan cümlelerden, içinde aynı heceler bulunan kelimelerden yararlanmalıdır. Üzerinde durulan cümle ve kelimeleri öyküler, masallar, tekerlemeler içinde kullanmaya önem vermeli ve ilkokuma-yazma konularının öğrencilerin ilgisini çekecek nitelikte olmasını sağlamalıdır (9).

İLKOKUMA-YAZMA ÖĞRETİMİNDE ÇÖZÜMLEME METODUNDAN ÖNCE HANGİ METOTLAR KULLANILDI?

Ülkemizde ilkokuma-yazma öğretimi için çeşitli metot ve teknikler denenmiş olup sonuçta çözümleme metodunda karar kılınmıştır. Bu metotlar şunlardır:

1)Harf (Bireşim-Sentez)Metodu,

2)Karışık Metot,

3)Hikâye Metodu,

4)Karma harflerle Öğretim Metodu,

5)Çözümleme Metodu.

1)HARF (Bireşim-Sentez) METODU: Okuma-yazma öğretimine sesli harflerin kavratılması ile başlanır.Daha sonra sesli harflerin önüne ve arkalarına sessiz harf getirilerek seslendirmeye çalışılır. (ak, ek, ık, ük, ka, ke, ki, kü… gibi) Bu şekilde çoğaltılan hecelerden kelimeler, kelimelerden de değişik cümleler oluşturulur. Oluşturulan her cümle yapılan etkinliklerle geriye doğru bir bakıma çözümlemeye tabi tutularak kelime, hece ve harfe ayrıştırılır. Birkaç yönden sakıncalı görülmektedir. Bu metotla okumayı öğrenenlerde okumada hecelemeyi çabuk bırakamadıkları, sık sık tekrar yaptıkları görülmüştür. Yine, okuyucunun bütün dikkati harf ve heceye yöneldiği için anlama istenilen şekilde olmamaktadır.

Ayrıca Türkçe’de sessiz harflerin tek başına okuma özellikleri olmadığından ve harflerin teker teker öğretilmelerinden sonra birleştirme, çocuklar için zor olmakta, faydalı sonuçlar vermemektedir (10).

Bu metodu; “önce alfabetik sıraya göre sesler (harfler) tanıtılır. Harfler ikili, üçlü ve dörtlü hecelerde kullanılır. Daha sonra da bu hecelerden kelimeler, cümleler ve metinler üretilir” şeklinde açıklayan eğitimci S. Çelenk yöntemle ilgili eleştirileri de şu şekilde sıralamaktadır:

Ünsüzlerin tek başına seslendirilememesi okumada sorunların doğmasına neden olmaktadır,

 

Uzun süreli hece tekrarı çocuğu bıktırmakta; okuma zevkinden uzaklaştırmaktadır,

Okuma aynı zamanda anlama-kavrama işlemidir, bu yöntem çocuğu okumanın anlamından uzaklaştırmaktadır,

Anlamlı söz grupları yerine sesler üzerinde odaklaşma okumada görme açısından daralmasına ve okuma hızının düşmesine neden olmaktadır (11).

2)KARIŞIK METOT: Bu metotta bir yandan cümle ve kelimeler öğrencilere öğretilirken, diğer yandan da kelime, hece ve harflerin tanıtılmasına geçilir. Böylece öğrenci cümleyi, kelimeyi, heceyi ve harfi birlikte öğrenmiş olur. Bu metotla okuma daha kısa sürede gerçekleştiğinden günümüzde de uygulayanlar olabilmektedir. Özellikle bazı öğretmenlerin birbirleri ile yarış içerisinde olması ve bir an önce okutabilme istekleri onları bu metodu uygulamaya itmektedir. Öğretmenin çözümleme metodunu uygularken, yani cümle öğretmeye devam ederken sesli harfleri tahtanın sağ üst köşesine yazdığı ve arasıra ya da günün ilk saatinde bunları okuduğu/okuttuğu görülmektedir. Bir yandan cümle öğrenen öğrenci, diğer yandan da bu sesli harfleri öğrenmiş olmakta ve çözümlemenin ilk anlarından itibaren yavaş yavaş okumaya başlamaktadır. Okumaya kısa sürede geçilmiş olsa bile öğrencinin süratli, doğru ve anlamlı okuma beceri ve alışkanlığı kazandırmadığı yönünden sakıncalı görülmektedir. Günümüzde okuma-yazma bilmeyen yetişkinlere (18 yaşından yukarı yetişkinlere) düzenlenen kurslarda uygulanan bir metottur. Cümle öğretildiği anda çözümleme yapılır.

3)HİKÂYE METODU: Öğrencilerin seviyesine uygun olan bir hikâyenin cümlelerinin öğretilmesi, sonra hikâye üzerinde çalışarak kelime, hece ve harflerin kavratılması ile okumayı gerçekleştirme yolu olarak uygulanmış bir metottur. Günümüzde kullanılmamaktadır.

4)KARMA HARFLERLE ÖĞRENİM METODU:Bu metotlardan başka çok önceleri bazı öğretmenler tarafından kullanılan ama şimdilerde uygulanmayan bir metot da karma harflerle ilk okuma-yazma çalışmasıdır.

İlk okuma-yazmada normal olarak küçük temel harfler ve gerektiği zaman da (cümle ve özel isim başlarında) büyük harfler kullanılırsa buna “karma harflerle öğrenim” denir(12).

1965’li yıllarda karma harflerle okuma-yazma öğretimini bizzat yürüten Bircan BİRCAN bu metotla ilgili olarak şunları ifade etmektedir:“Birinci sınıfta okuma-yazma öğretimini kusursuz bir şekilde yapmak, okuma-yazmaya küçük harflerle başlamakla mümkündür. Okullarda karma harflerle öğretim, Millî Eğitim Müdürlüğünün iznine bağlıdır. Ancak hükmün yanında V. Millî Eğitim Şûrasının aldığı karar, öğretmenleri bu konuda serbest bırakmıştır. Bu karardan yararlanarak karma harflerle okuma-yazma öğretimini üç ders yılı uyguladım (13).

Metodun sakıncalarını, aynı zamanda uygulamasını yapan öğretmen şu şekilde dile getirmektedir:“Birinci sınıfın yedi yaş çocuğu dikkatini hem kelimelerin doğruluğuna, hem de yazılışına veremez. …. kelime doğruluğuna önem verip, harfleri ise benzetmekle yetinir(14).

ÇÖZÜMLEME METODU Cümle Metodu)

 

 

çözümleme metodunun dönemleri

Yukarıda da zikredildiği üzere çözümleme metodunun ilkokuma-yazma çalışmalarında uygulanması programda istenmiş olup, bütün okullarda buna uyulmaktadır. Bu metot, 6-7 yaşındaki çocukların toptan algılama psikolojik özelliklerine uygun görülmüş bir metottur. Bu metodun esası çocuk gördüğü eşyayı bir bütün olarak kavrar ve bu bütüne karşı tepkide bulunur. Binaenaleyh cümleleri bütün hâlde verirsek, çocuk bunu bütünü ile ve belli bir olgunluğa erdikten sonra da, bunun parçalarını ayrı ayrı kavrar diye düşünülmüştür (15). Okuma-yazma öğretiminde uzun zamandan beri memleketimizde de çözümleme metodu (Metode globale) uygulanmaktadır; çözümleme metodu, okuma-yazmaya tam anlamlı sözlerden başlayarak, kelime ve harflere gitmek yoludur. Bu metot, çocuk psikolojisine uygun gelmektedir; çünkü çocuk her şeyi “olduğu gibi”, bileşik şekliyle görür, onu meydana getiren elemanlar inemez(16).

Çözümleme metodunu uygulayacak öğretmen eğitim-öğretim yılının başından itibaren bu metodu uygulamaya koyar. Şimdi bu metodun dönemlerini çizelge üzerinde gösterelim ve daha sonra ayrıntılara geçelim.

İlkokuma-yazma öğretiminin plânlanması:

İlkokuma-yazma öğretiminin başarılı olması için iyi bir plânlama yapılması gerekir. Bunun için; İlkokuma-yazma öğretimine ayrılacak zamanı belirlemek; alıştırma çalışmalarını tespit ederek zamana dağıtmak; cümleleri tespit ederek yıllık plâna dağıtmak ve yeri ve zamanı gelince tasarıları uygulamaya koymak gerekir.

1)Hazırlık Dönemi:

Öğrencileri okula alıştırmaya, onları ileride yapılacak olan okuma-yazma çalışmalarına hazırlamaya çalışıldığı dönemdir. 2-3 hafta devam eder. Okuma-yazmaya hazırlık döneminde ana-baba ve öğretmenin iletişim içerisinde olmaları, çocuğun okula ısınmasından, öğrenim hayatını başarılı bir noktada tamamlamasına kadar birçok yönden etkiler. Bu dönem içerisinde öğrenci açısından çalışmalar iki noktada yoğunlaştırılır. Birincisi; çocuğu okula hazırlayıcı etkinliklerle okul yolunda dikkat edilecek kurallar, sınıf içinde ve dışında nasıl davranılacağı, ihtiyaç giderme… gibi davranışları kazandırıcı etkinliklerdir. İkincisi ise; öğretmenin ilkokuma-yazma çalışmasına öğrencileri hazırlayıcı etkinliklere ağırlık vermesidir. Özellikle kalem tutma, defter kullanma, çizgi çalışmaları (düz-yatık-eğik-yuvarlak), sınıf içerisinde bulunan ve sık kullanılan eşyaların adının, ne işe yaradığının söylenmesi, öğrencilerin herhangi bir konu üzerinde konuşturulması, tek tip -gruplar hâlinde- sınıfça etkinlikle bulunma… gibi faaliyetlere yer verilir.

Okula yeni başlayan çocuk, sağ elle yazmayı, her satırı soldan sağa takip etmeyi, harfleri soldan sağa hesap etmeyi öğrenmek zorundadır. Kısaca dik bir düzlemden yatay bir düzleme harfleri aktarma iktidarını kazanmış olmalıdır. Bunu başaramadığı zaman aynadaki yazı gibi yazar(E =    )(17).

Okuma-yazmada başarı için, çocuk okula gelir-gelmez, öğretmen sözlü ifadenin gelişmesine önem vermelidir. Bunun için çocukların kelime haznelerini zenginleştirmek, onlara serbest konuşma imkân ve fırsatları vermek, kelimeleri doğru telâffuz etmelerini ve sesleri de açık, seçik duymalarına gayret edilmelidir. Böylelikle sözlü ifade mekanizmasındaki ses-konuşma çağrışımları doğru olarak kurulabilir (18).

Hayat bilgisi ile ifade ve beceri derslerinde de özellikle bu ilk günlerde öğrenciye okuma-yazma çalışmalarında yararlı olacak bilgi ve beceri sağlayıcı faaliyetlere (eşyaların görünüş özellikleri-karşılaştırmama-aile fertlerinin isimlerini saydırma… vb.) ağırlık vermek yararlı olacaktır.

Öğrencileri okuma-yazma öğretimine hazırlayıcı etkinlikler arasında, masal-fıkra anlatma, şiir okuma, resim üzerinde konuşturma ve en önemlisi düzenli çizgi alıştırmaları yaptırma gelir. Bu çizgi çalışmalarında düz-yatık-eğik çizgiler, yuvarlak-kare gibi şekillerle alfabemizdeki harfler, rakamlar yazdırılabilir. Burada dikkat edeceğimiz birkaç nokta vardır. Bunlar:

Çizgi çalışmalarında öğrencilere yapmaları için söylenen çizgiler 1-2 satırı geçmemelidir.

Çizgiler yazdırılırken Türkçe harflerin yazılış tekniğine dikkat edilir.

Öğretmen kontrolleri sırasında öğrenciyi cesaretlendirici sözler söylemeli, onun isteğini kırıcı söz ve davranışlardan kaçınmalıdır.

2)Cümle Dönemi:

Cümle devresi hazırlıktan hemen sonra başlayıp yaklaşık dört ay devam eder. İlk dört hafta birer; on iki hafta ikişer cümle öğretildikten sonra yine her hafta birer fiş verilerek hazırlanan fişler tamamlanır. 2-3 cümle verildikten sonra zaman zaman metin çalışmaları yapılır. Verilen cümle ve kelimelerle metin oluşturma çalışması şemada gösterilen metin oluşturma ve okumayı geliştirme dönemine kadar mütemadiyen sürdürülmelidir. Metinler için özel bir metin defteri tutturulur. Yeni oluşturulan metinler evde okunması için ödev verilebilir. Ama yazı ödevi vermemek gerekir. Çünkü öğrencinin anlama ve kavramasında öğretmenin rehberliği esastır. Öğretmen yanlış yazılmış her cümleyi sildirmeden yanına doğrusunu yazmalı, cümlenin doğru kavranmasını sağlamalıdır. Çocuk okuma mekanizmasını tamamladığı ana kadar fiş verilir. Bu dönemde bir yandan cümle öğretilmeye devam edilirken, diğer yandan da kelime ve hece devreleri de sırasıyla uygulamaya konulur. Yani cümle öğretiminde belli bir mesafe alındıktan sonra (10-12 cümle verilince) cümle çözümlemesine (kelimelere ayrılmasına) başlanır. Bu aşamada öğrencilerin bazılarının farklı cümlelerdeki aynı kelimeleri sezdikleri ve bak öğretmenim bundan şurada da var, şu fişimizde de var şeklinde çıkışları görülebilir. Bu çalışma basit cümlelerden başlayıp zora doğru yapılmalıdır. Daha sonra her iki çalışma sürerken(cümle öğretimi-cümlelerin kesilmeye başlanması) bir müddet sonra ilk elde edilen kelimelerden başlayarak hecelerin elde edilmesine başlanır. Görüldüğü gibi cümle devresi içerisinde hem kelime, hem de hece devresi birlikte yürütülmektedir. Burada önemli olan husus öğretmenin kelime ve hece devresini ne zaman başlatacağını iyi ayarlamasıdır.

Bu devrede çocuklara ad ve soyadını öğretmek lâzımdır. Bunun için her öğrencinin ismi küçük bir fişe yazılıp verilmelidir. Bunun yanında sınıfta bulunan ve sık kullanılan eşyaların ismi kartona yazılarak o eşyanın bir köşesine raptiye ile tutturulmalıdır .Bu eşya isimlerinin öğretilmesi cümle öğretilmeden mi, yoksa cümlelerin arasına serpiştirilerek mi? yapılacağı öğretmene bırakılmaktadır. Bu konuda “… başlangıçta sınıfta bulunan eşyaların“masa, sıra, yazı tahtası, kapı, pencere, kitap, kalem” adları öğretilmekte, bilahare de cümleler verilmektedir(19).

Çözümleme metodunda esas unsur cümledir. 30-40 cümlenin öğretilmesi yeterlidir. Vereceğimiz cümleler nasıl olmalıdır?

* Cümleler kısa ve emir bildiren cümleler olmalıdır.

*Cümlelerde büyük ve küçük harfler kullanılmış olmalıdır.

* Alfabedeki bütün harflerin cümlelerde geçmiş olmasına dikkat edilmelidir.

*Cümlelerde noktalama işaretlerinden nokta, virgül, soru işareti ile ismin hâlleri kademeli olarak verilmelidir.

*Cümleler, seviyeye uygun, ilgi uyandırıcı ve H. bilgisi üniteleriyle ilgili olmalıdır.

* Yazılışı değişik olan harflerin mutlaka cümle başında kullanılması sağlanmalıdır.

*Öğretilen cümleler arka arkaya getirildiğinde hayat bilgisi dersinde destekleyecek bir anlam bütünlüğünde olmalıdır. Örneğin; Ali gel. Okul açıldı. Kalem al. Yazı yaz. Resim yap… gibi.

Çünkü “Çocuklar kendileri için yeni, hoş, anlamlı, haz veren, önemli, sürekli olan uyarıcıları daha kolay algılar(20)”.

Gerek sınıf içindeki eşyaların ismi verilirken, gerekse cümleler verilirken şu şekilde bir sıra izlenmesi yararlı olur:

Verilecek kelime veya cümleler Hayat Bilgisi ile ilgi kurularak, kavratıcı sorular sorularak öğrencilere buldurulmalıdır,

Bulunan cümle önce bulan öğrenciye, sonra diğer birkaç öğrenciye yüksek sesle bir-iki defa okutulmalıdır,

Uygun ise cümleyi öğrencilere dramatize ettirmelidir,

Öğretmen günlük yaşantıdan örnekler vererek açıklamalarda bulunur ve cümleyi bir kez de kendisi söyler,

Bütün sınıfa koro hâlinde cümleyi bir-iki defa tekrar ettirir,

Bu cümlenin yazılışını da göstermemi ister misiniz? der ve büyük fişi tahtaya asar. Astığı cümleyi bütünlük içerisinde, konuşur gibi okur(duraklayarak okunmaz),

 

Öğretmen cümleyi sınıfa, bir kişiye veya gruba, tekrar sınıfa okutturur,

Sözün yazılışını da göstereyim mi? diyerek cümleyi tahtaya kurallara uygun biçimde yazar. Cümlenin unsurlarının yazımında “bir, iki, üç” diyerek kaç hamlede yazıldığı sezdirilir,

Fiş tahtada asılıyken ve öğretmenin yazdığı da silinmeden havada parmak çalışması yapılır. Cümlenin yazılışı çubukla üzerinden gidilerek gösterilir, havada ve sıra üzerinde yazdırma egrersizleri yapıldıktan sonra sınıfça bir-iki defa okunur,

Küçük fişler dağıtılır, büyük fişe benzeyip-benzemediği sorulur, artık defterlerinize yazabilirsiniz der ve küçük fişleri defterlerinin başlarına koyar, yazılanlar mutlaka kontrol edilmeli, yazamayanlara örnek cümle yazılmalıdır. Yazılan cümlelerin hepsini okurlar.

Cümleler büyük fişe bakılarak sıra üzerinde fasulye ya da çöple yazmaları sağlanır,(ilerleyen zamanlarda fiş tahtadan alınarak yazmaları istenir.)Yazmaya, erken bitiren öğrencilerden başlayarak cümle tahtaya renkli tebeşirlerle yazdırılmalıdır. Bu çalışmalar arasında öğrencilere şiirler okumak, fıkra anlatmak, resimler göstermek… gibi etkinlikler yapılırsa öğrenci faaliyetlere dikkatini toplamış olarak katılır ve başarı artar.

Cümle öğretimi çalışmalarında anlama-okuma-yazma çalışmaları bir bütün olarak düşünülmeli ve birlikte kavratılmaya çalışılmalıdır. Bütün bu çalışmaların bir ders saatinde bitirilmesi şart değildir. İlk haftalarda bu uygulamaların uzun zaman alması öğretmeni telaşlandırmamalı, cümleler tüm öğrenciler tarafından okunup-yazılmadan yeni bir fişe geçmemelidir. Öğrenciler her fişi bir önceki fişten daha kısa zamanda okuyup-yazma alışkanlığı kazanacaktır.

3)Kelime Dönemi:

Öğrenci farklı cümlelerdeki aynı kelimeleri tanımaya başlayınca cümle çözümlemesine başlanır. Okuma gerçekleşene kadar devam eder. Yaklaşık 8-10 cümle verildiğinde öğrencinin öğretilen cümleler içerisinde benzeyen kelimelerin farkına varır. Bu döneme geçme aşamasında öğrencilerin en iyi sevdiği cümle okutulur. Cümleyi okurken kaç defa ses çıkartıyoruz; yazarken kaç aralık bırakıyoruz? diye sorulur. Öğrenciden aldığımız tepki doğrultusunda cümlenin bu parçalarına kelime dendiği söylenir, kelimeleri ayıralım mı?diye sorulur.Kelime ayırma işleminde öncelikle özne olan kelimeden başlanmalıdır. Bu kelime genellikle sınıftaki öğrencilerin birinin ya da öğrencinin yakın çevresindeki kişilerden birinin adı olabilir. Bu durum o kelimenin daha iyi kavranmasını sağlar. 6-8 cümleye kadar sadece cümlenin öznesi kesilir. Cümleden kesilen öznelerin (isimleri), diğer cümlelerin başlarına getirerek okuma-yazmaları sağlanır. Çözümleme;

Cümleler kelimelere,

Kelimeler hecelere,

Heceler harflere ayrılarak yapılır. Çözümleme esnasında renkli tebeşir, çözümleme levhaları, makas… vb. araçlar mutlaka kullanılmalıdır. Cümleler kelimelere çözümlenirken ilk kesilen unsurun özne olacağını ve 6-8 cümlenin bu şekilde çözümlemeye başlanılacağını söylemiştik. Özneden sonra cümlede yüklemin kesilmesiyle devam edilir. Bu sefer yüklem cümlelerin başına, sonuna, koyarak gezdirilir. Bu çalışmaya geniş bir zaman dilimi ayrılır. Yeni yeni cümleler kurularak öğrencilere okutturulur.

Çözümleme yapılacak cümleler, kesilecek özne ve yüklemler ile bundan sonra oluşturulacak metinler ünite ve günlük plânda yer almalıdır.

4)Hece Dönemi:

Bu döneme sekiz sesli harfin çözümlemesi ile başlanır. Verdiğimiz cümlelerde sesli harfler tek tek hece olarak ortaya çıkmalıdır. Örneğin:A-li, o-kul, E-lif, ü-züm… gibi. Harfleri kopya ederken sesli harfleri unutma, kelimelerin bitiştirilmesi, çocuğun dilin hece yapısına ait tasavvurlarının açık-seçik olmamasından kaynaklanır(21). Çözümlemesi yapılan kelimelerden elde edilen ses ve hecelerle yeni yeni kelimeler tüketilmelidir. Bu şu şekilde yapılabilir:ağızdan iki hamle de çıkan A-li kelimesinin 1. Sesi nedir?(A); 2. Sesi nedir? (li) cevabından sonra tahtadaki büyük fiş üzerinde bu heceler arası çizgi ile ayrılır ve kesilir. Bu sesler eldeki kelimelerin önüne, arkasına getirilerek(güneş-li, okul-a … gibi) yeni yeni kelimeler türetilir. Elde edilen kelimeler, oluşturulacak birkaç yeni cümlede kullanılır. Birbirini bütünleyecek 3-4 cümle ile küçük bir metin oluşturulup okutma-yazdırma etkinliğinde bulunulursa iyi olur.

5)Harf Dönemi:

Sesleri analiz etme çalışmalarında benzer harflerin birbirlerinden niçin farklı oldukları, onlara öğretilmelidir. Benzer harfleri birbirleriyle kıyaslayıcı alıştırmalar, harf dizileri şeklinde yapılır ve bu arada açıklamalar da verilirse çok faydalı olur(22). Çocuklarda hece kavramının gelişmemiş olması; sesli ve sessiz harfler arasındaki ilişkileri kavrayamamış olmasıdır. Sesli harfler vurgusuz ve çocuğun dikkatini daha az çekmektedir(23). Bu nedenle öğretmen hece devresindeki çalışmalarında hecelerin doğru telâffuzuna ve pekiştirici çalışmalara daha fazla önem vermelidir.

Hece döneminde sekiz sesli harfin tek tek (hece olarak) ortaya çıkarılması gerektiğini söylemiştik. Bu şekildeki çalışmalarla sesli harfler hece döneminde doğal olarak kavratılmış olmaktadır. Sekiz sesli harften sonra harf döneminde yapılacak çalışma; alfabemizdeki yirmibir sessiz harfi tanıtmak olacaktır. Sessiz harflerin tanıtılması ve kavratılmasında öncelik sert sessiz harfler (p, ç, t, k, f, ş, s, h) de olmalıdır. Sert sessizleri kavratırken şu şekilde bir yol izlenirse amaca daha kolay ve çabuk ulaşılabilir. Sınıf üç gruba ayrılır. Tahtada (her grubun karşısına gelecek şekilde) üç kutucuk çizilir.Birinci grubun karşısındaki kutucuğa bir sesli harf yazılır. İkinci grubun karşısındaki kutucuğa (sesli harfle bir bulunan ve çözümlemesi yapılmış) sert sessiz harf yerleştirilir. Üçüncü grubun karşısındaki kutucuğa da her iki grubun harflerini birleştirerek yazar.

 

Şimdi sıra gruplara kendi kutucuklarındaki sesi çıkartmalarındadır. Öğretmen birinci kutucuğu gösterdiği zaman 1. grup, ikinci kutucuğu gösterdiği zaman 2. grup yüksek sesle okurlar. Bu birkaç kez tekrarlanır. Sıra üçüncü grubun kutucuğundaki sesleri çıkarmaya gelmiştir. Her iki grubun çıkardığı seslerin birleştirileceği ifade edilir. Sonra birkaç kez okutulur. Tekrar 1., 2. ve 3. gruplara seri bir şekilde okutturulur. Aynı harfin önüne ve arkasına ünlüleri getirerek elde edilecek 16 hece öğrencilere sırasıyla okutulur, yazdırılır. Elde edilen sert sessizler sesli harflerle birlikte kullanılarak yeni yeni hece ve kelimeler oluşturulur.

OKUMA YAZMAYA GEÇİŞ (METİN SAFHASI):

Okuma, yazıyı görme, anlamı kavrama ve bu kelimeleri seslendirmedir(24). Göz, zihin ve ses organlarının uyumu ile okuma etkinliği ortaya çıkar. 1. sınıf öğretmeni dersi anlatırken, cümle-kelime ya da harfi kavratacağı zaman üç faaliyeti birbirini bütünleyecek şekilde yapmalıdır. Vereceği cümleyi öğrencilere buldurduktan sonra tahtaya asmalı, sonra canlandırmalı ve uygun bir ses tonu ile okumalıdır. Bunu dikkatlice izleyen öğrenci cümlenin bölümlerini kavramış; canlandırma sonucunda da anlamla ilgi kurmuş olur. Bu şekildeki bir etkinlikle verilen cümle ya da kelimeyi (zihninde anlamı bulunduğu için) söyler ve yazar. Bu aşamada gerek dikkat toplamak ve gerekse verilen cümle ya da kelimeyi kavratmak için öğretmen kılavuz sorular sorabilir.

Okuma etkinliği hem öğrenci hem de öğretmen açısından çok önemlidir. Öğretim çalışmalarının ileriki yıllarda da istenilen doğrultuda yürütülmesi için okumanın ilk yılın içerisinde çok iyi kazandırılması gerekir. Okuma durumu iyi olmayan öğrenciler anlama ve anlatım bakımından da iyi olamayacağından sonraki yıllarda okuduğu kitaplarda istenilen ölçüde yararlanamaz.

Bu devreye gelmeden veya başladıktan hemen sonra bazı öğrenciler yeni oluşturulan hece ve kelimeleri okuyup-yazdığı görülebilir. Bu seviyedeki öğrenciler öğretmen tarafından gruplandırılarak metinler verilmeli, okuyup-yazmaları sağlanmalıdır. Böyle yapılmadığı takdirde ileri seviyedeki öğrencilerin hece ve harf tekrarlarından sıkılacağı ve dolayısıyla okuma yazma isteğinde azalma olabileceği düşünülmelidir.

Birinci sınıfa alınan öğrenciler değişik aile ortamlarından geldikleri için okula hazır olması yönünden farklılıklar gösterirler. Öyle ki, sınıfta, eline ilk kez kalem alan çocuktan, belli bir ölçüde okuma yazmayı kavramış olan çocuğa kadar değişik düzeyde öğrenci bulunabilir. Bu nedenle, çeşitli etkinliklerden yararlanılarak çocukların okuma yazmaya hazır olma yönünden iyice değerlendirilmeleri gerekir. Bu değerlendirme sonuçlarına göre çocukların baştan itibaren seviye gruplarına ayrılmaları ve her grubun ihtiyacına göre öğrenme etkinlikleri plânlanması gereklidir. Öğrenciler sürekli aynı grupta tutulmamalıdır. Çocuğun durağan bir yapıya sahip olmadığı, tersine sürekli bir değişim ve gelişim içinde bulunduğu göz önünde tutulmalıdır (25).

Seviye gruplarıyla etkinliğine göre sırasıyla ilgilenilmelidir. Bir grupla tahtada yazı etkinliğinde bulunulurken diğer grup verilen ödevi deftere, bir diğeri de çöp ya da fasulye ile yazmaya yönlendirilmelidir. Bütün bu etkinlikleri yaparken öğretmen gruplar arasında okuyan-okuyamayan; çalışkan-tembel gibi ayırımlarda bulunmamalı ve bunlara fırsat yaratmamalıdır. Hatta bu gruplara ayırmanın ölçü ve sebebiyle çalışma yöntemleri, öğrencinin anlayacağı bir dille açıklanmalı; veli toplantılarında da velilere bilgiler verilmelidir.

Mekanizma kavrandıktan sonra okuma parçaları üzerinde yapılan okuma, sözlü ve yazılı anlatım, dilbilgisi ve yazı çalışmalarının ünitelere bağlı ve daha ziyade yazılı yapıldığı safhaya “metin safhası” denir. Metin safhasına, daha önce öğrenilen ve yeni teşkil edilen anlamlı kelimelerden meydana getirilen az heceli ve kısa okuma parçaları ile başlanır(26). Harf döneminden sonra öğrencilerin harflerden hece, hecelerden kelime, kelimelerden de cümle oluşturdukları; oluşturulan bu cümleleri okudukları görülür. Bu aşamada hemen kitap ve dergilerdeki okuma parçalarına geçilmemesi gerekir. Öğrencilerin güç durumda kalmamaları için, öğretmen çalışmalarda elde edilen hece, kelime ve cümleleri kullanarak küçük metinler oluşturulabilir. Duruma göre bu metinler yazma ve okuma çalışmalarında kullanılır. Daha sonra dergi ve kitaplardaki parçalardan öğrenci seviyesine uygun görülen parçalar üzerinde çalışılır.

İlkokuma-yazma sahasında önemli çalışmalarda bulunan eğitimci Selahattin Dikmen metinlerin seçilmesinde dikkat edilecek noktaları şu şekilde sıralar:

1. Metinler öğrencinin günlük yaşantısı ile ilgili olmalıdır,

2. Metinler ilgi çekici, öğrencilerin yaş ve seviyelerine uygun olmalıdır,

3. Metinler kısa, ifade açık, harekete yönelik ve resimli olmalıdır(27).

Serbest okuma çalışmalarında kullanılacak metinler oluşturulurken Türk folklor değerleri arasında örnekleri sıkça bulunan bilmeceler, tekerlemeler, masallar, türküler, maniler ve öykülerden yararlanılmalıdır. Bu materyaller, birer okuma parçası gibi işlenmeli, öğrencilere sorular sorularak üzerinde anlama-kavrama çalışmaları yapılmalıdır(28).

Serbest okumada olduğu gibi serbest yazmaya geçerken de öğrencilere birden yüklenilmemeli; anlamı iyi bilenen kelime ve cümlelerin yazdırılması ile işe başlanmalıdır. Daha sonra öğrencilere bir konu vererek düşündüklerini yazmaları istenmelidir. Serbest yazma çalışmalarında ailede bulunan fertlerin isimlerinin yazılması, sevilen yemeklerin isimlerinin yazılması, sevilen oyun isimleri, akrabalık terimleri… yazdırılabilir. Sene sonuna doğru dikte çalışması yapılmalıdır. Bunun için öğrencilerin hoşuna gidecek, kahramanı sınıf içinden olan küçük olaylar öğrencilere söylenmeli, öğrencilerin yazmaları sağlanmalıdır. 

OKUMA YAZMA ÇALIŞMALARININ DİNLEME VE KONUŞMA ETKİNLİKLERİYLE BİRLİKTE YÜRÜTÜLMESİ

Bu devrede heceler harflerine ayrılır. Ayrılan harfler iyice tanıtıldıktan sonra yeni yeni heceler oluşturulmaya başlanır. Elde edilen hecelerle yeni kelimeler; kelimelerden de kısa emir ve soru cümleleri oluşturulmaya özen gösterilir. Oluşturulmaya çalışılan cümlelerin öznelerinin sınıfta bulunan öğrencilerin isimleri olması dikkat ve istek açısından yararlı olacaktır. Cümlelerin birkaçının birleştirilmesiyle küçük metinler oluşturularak okuma ve yazmaları istenebilir. Kısa ve emir cümleleri içinde ismi geçen öğrencilere sırasıyla tahtaya yazdırılır. Tahtaya yazdırılan cümlelerden oluşan metin öğrencilere sırasıyla okutturulur.

Çözümleme metodu yalnız okuma-yazma mekanizmasını değil, konuşma mekanizması kavratma bakımından da önemlidir. Güzel konuşma alışkanlığını kazandırabilmek için konuşma, okuma, yazma faaliyetlerinin birbirinden ayrılmadan bir bütün olarak mütalaâ edilmelidir. Öğrenci, yakın çevresindeki eşyaları tanıdıktan sonra yazma alıştırmaları yapılmalıdır. Böylece kelimeleri söylenişi ayrı, yazılışı ve okunuşu ayrı olarak öğretemeyiz. Bu üç unsur birlikte öğretilir (29).

Dinleme alışkanlığının kazandırılması da önemli çalışmalardan biridir. Türkçe’mizin iki önemli alanı olan anlama ve anlatımın içine aldığı dört beceri (okuma, yazma, dinleme ve yazma) birbirini bütünleyen unsurlardır. Anlama, dinleme ve okumayla; anlatım ise, konuşma ve yazma etkinlikleriyle geliştirilebilir.

Dinleme becerisinin öğrenilebilir ve öğretilebilir bir dil becerisi olduğunu ifade eden S.Çelenk öğretmenlere etkin dinlemeyi sağlamaları amacıyla şu eğitici çalışmaları yapmalarını önermektedir:

1. Dinleme etkinliğinin sonunda sorular sorulacağını belirterek konuşmaya başlama,

2. Dinlenecek metin ya da konuşmaya hazırlık sorularıyla girme,

3. Dinlenen metin ya da konuşmanın eksik kalmış bir bölümünü tamamlama,

4. Dinlenen metin ya da konuşma konusunun sözlü ya da yazılı olarak özetini çıkarma,

5. Dinlenen metin ya da konuşmayı öğrenciye dramatize ettirme,

6. Dinlenen metin ya da konuşmanın başlığını tahmin etme (30).

Öğrenme yollarından biri olan dinlemenin istenilen ölçülerde olabilmesi için:

• Derslikte öğrenciler öğretmenlerini iyi görebilecek şekilde oturtulmalıdırlar,

• Duyma ve anlama güçlüğü çeken öğrenciler ön sıralara oturtulmalıdır.

• Dinleme etkinliği dikkat dağıtıcı ses ve gürültünün olmadığı zamanlarda yapılmalıdır,

• Öğrencilerin yorgun, aç, moralsiz olmadıkları zamanlarda yapılmalıdır,

• Dinleme etkinliğinin konusu öğrencilerin seviyelerine uygun, dikkat  çekici nitelikte olması gerekmektedir.

Dinleme alışkanlığının yerleşmesi için müzik dersinde öğreteceği bir parçayı kendisi söyledikten sonra büyük sınıf öğrencilerinden bir grup çağırarak şarkıyı bir de onlardan dinlemelerini sağlamalıdır. Böylece hem dinleme alışkanlığı kazandırılmış olacak hem de öğrenilmiş bulunan şarkı sözlerini metin oluşturma-okuma-yazma etkinliğinde kullanma imkânı elde etmiş olacaktır.

Okuma, yazma ve dinlemenin yanında konuşma becerisinin de geliştirilmesine aynı derecede önem verilmelidir. Konuşma, bireyin içinde yaşadığı topluma uyumunu sağlamasında, kendine güven duygusuyla yeteneklerini ortaya koymada ve başarılı olmada kendisine kapı aralayacak en önemli unsurdur. Öğrencinin güzel bir Türkçe konuşmasını sağlamak için şunların yapılması gereklidir:

•Öğretmen konuşmasına dikkat etmeli ve öğrencinin karşısında düzgün konuşmalı,

•Öğrencilerden güzel konuşmaları taklit etmelerini istemeli,

•Öğrencilere sık sık fırsat tanıyarak sınıf arkadaşlarına konuşmaları sağlanmalıdır. Bunun için izlenilen bir olayın, gösterilen bir resmin, yapılan bir gezinin anlatılması seçilebilir.

•Ses tonu ile el, kol ve yüz hareketlerinin konuşmayı beslediği fikrini kavratmaya çalışmalıdır.

•Konuşan öğrencilere taltif edici sözler söyleyerek onları cesaretlendirmelidir.

Yazma becerisi; öğrencinin gördükleri, duydukları ve düşündüklerini yazı ile anlatmasıyla gelişir. Dinleme, okuma ve konuşma becerileri ile doğrudan ilişkilidir. Öğrencilerin yazılarının istenilen seviyede olması için bazı çalışmaların yapılması gerekir. Bu öğrencinin sinir-kas koordinasyonunu sağlayıcı faaliyetler olup yazının açık, okunaklı ve işlek olmasını sağlar. Bundan başka:

•Resim dersindeki kesme-yırtma-yapıştırma çalışmaları parmak kaslarını geliştirerek yazının istenilen seviyede olmasını sağlar,

•Sırada ve havada parmakla yazı yazma çalışmaları,

•Fasulye ve çöplerle yazı yazma çalışmaları,

•Serbest resim yapma çalışmaları,

•Tahtada ve deftere istenilen çizgileri çizme çalışmaları da yazıyı güzelleştiren etkinliklerden bazılarıdır.

SESLİ-SESSİZ-GÜZELVEHIZLIOKUMAETKİNLİĞİNDEDİKKATEDİLECEKNOKTALAR:

Okumaya geçmiş öğrencilere yeni oluşturulmuş metinler sesli olarak okutulmalıdır. Bütün öğrenciler okumaya geçmiş, uzun süre sesli okuma etkinliğinde bulunulmuş ve iyice anlaşılmış bir metin üzerinde ise güzel okuma çalışması yapılabilir. Güzel okuma yapılacak metin öğretmen tarafından özenle seçilmelidir. Bazı metinler öğretmenin okumasından sonra öğrencilere söz korosu şeklinde okutulursa ses tonunun ayarlanmasına ve okuma hızının geliştirilmesinde yararlı olur.

Sessiz okuma, güzel okumada olduğu gibi okunmuş ve anlaşılmış metin yerine, içerisinde yeni kelimeler bulunan kısa ve anlaşılması kolay olan metin olmasına dikkat edilirse daha yararlı olur. Öğrencilere öğretim yılının sonuna doğru seviyelerine uygun hikâye kitapları verilerek sessiz okuma etkinliğinde bulunmaları sağlanır. Bu şekilde bireysel okumalar için kitaplıkta okuma setleri bulundurulur. Öğretim yılı sonuna doğru okuma problemi olan öğrenci kalmayınca sesli, sessiz ve güzel okuma etkinliğinde belli bir mesafe kat edildikten sonra öğretmen monotonluğu kırmak, öğrencilerin ilgi ve isteklerini artırmak için hızlı okuma çalışması yapılabilir. Öğretmen sessiz okumada olduğu gibi bu tür okuma etkinliği için masal, çocuk hikâyeleri, hayvan ve tabiat hikâyeleri temin edebilir.

Okumasını yetersiz bulduğu öğrenciler ile ilgilenerek bunun sebebi araştırılmalı; çocuk ve ailesinden, çevreden, okul ve sınıf içinden başarıyı etkileyen faktörleri ortadan kaldıracak girişimlerde bulunulmalıdır. Okuma güçlüğü çeken öğrenciler durumu iyi olan öğrenci grubu içerisinde grup çalışmasına tabi tutulabilir. Okunan kitaplar üzerinde grup elemanlarının konuşmasına fırsat tanınması… gibi. Bu gibi etkinliklerde bulunan okuma güçlüğü olan öğrencilerden onure edici sözler esirgenmemeli, onların yapılan çalışmalarla medenî cesaret kazanmalarına ve öz güven duygusunu geliştirmelerine yardımcı olunmalıdır.

Anlama eğitiminin önemli vasıtalarından olan okuma mekanizması kitaplardaki metinlerle, şiir, tekerleme, bilmece, sayışma, mani… sözleriyle zenginleştirilerek işlerlik kazanmasına çalışılmalıdır.

About these ads

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: